Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (AYBÜ) Öğretim Üyesi Dr. Kenan Aslanlı, ABD'nin son çeyrek asırdaki enerji stratejisinin değişimini analiz etti. Aslanlı'ya göre Washington, 2001 yılında enerji güvenliğini sağlamaya odaklanan iki boyutlu stratejisini, günümüzde küresel enerji üretim üstünlüğünü jeoekonomik bir güce dönüştürmeyi amaçlayan 'enerji hakimiyeti' modeline taşıdı. Bu dönüşüm süreci, 20 Ocak 2025'te imzalanan kararname ve sonrasında kurulan Ulusal Enerji Hakimiyeti Konseyi ile kurumsal bir çerçeveye oturtuldu.
Stratejinin temelleri, Mayıs 2001'de dönemin Başkan Yardımcısı Dick Cheney başkanlığındaki Ulusal Enerji Politikası Geliştirme Grubu tarafından hazırlanan raporla atıldı. Başkan George W. Bush'a sunulan bu rapor, ABD dışındaki enerji kaynaklarına erişimin çeşitlendirilmesini ve ülke içindeki fosil yakıt üretim kapasitesinin artırılmasını öngörüyordu. Uzmanlar, bu raporun ABD'nin küresel bir enerji süper gücü olma vizyonunda kritik bir dönüm noktası olduğunu belirtiyor.
ABD'nin üretim kapasitesindeki artış, küresel piyasalardaki konumunu da değiştirdi. Verilere göre ABD'nin küresel petrol üretimindeki payı 2001 yılında yüzde 10 iken, 2025 yılında yüzde 21'e yükseldi. Ülke, küresel doğal gaz üretiminde yüzde 25'lik bir paya sahip oldu. Petrol üretiminde 2018 yılında Suudi Arabistan ve Rusya'yı geride bırakan ABD, 2019 yılından itibaren net petrol ihracatçısı konumuna geçti.
Süreç içerisinde ABD; Venezuela, Rusya, Hazar Denizi, Orta Doğu ve Afrika gibi kritik bölgelerdeki enerji kaynaklarına odaklandı. 11 Eylül saldırıları sonrası gerçekleşen Afganistan ve Irak işgalleri, jeopolitik dengelerin değişiminde önemli rol oynadı. Bu dönemde ABD, Rusya ile enerji alanında belirli projelerde iş birliği yaparken, aynı zamanda İran'ın enerji sektörüne yönelik yabancı yatırım ve teknoloji girişini sınırlandırma yoluna gitti.